2019/10/14 at 12:47 AM
Banner Top

Altay, yeni yuvası Menemen İlçe Stadı’nın açılışını, hem geçmişe dayanan hem de güncel açıdan önemli bir karşılaşma, Bursaspor maçıyla yaparken, atmosferdeki fırtına öncesi adeta sahada fırtına estirdi.
Altay taraftarı Atatürk’ün engellerinin arkasından, metrelerce uzaktan takımını izlemekten bıkmış. Sağanak yağmur, fırtına uyarısına aldırmadan işi gücü bırakıp hem de cuma akşamı olmasına karşın stada koşmuş.
İlk kez rakibin ve maçı yöneten hakemlerin taraftar baskısını hissettiği ve Altay taraftarının “Ben de burdayım” dediği bir karşılaşma izledik. Taraftarlar kendi aralarında konuşuyorlardı:
– Ohh be. Kimin kim olduğunu bile farkedemeden aylarca maç izledik. Elimi uzatsam Marco’ya değebilecektim. Bir kaç metre uzağındaydım…
Ve çoğu zaman yapılan bir başka yorum:
– Atatürk’te olsa hakem bu pozisyonu çalmazdı.
Tabi Bursaspor için aynı şeyi söylemek olası değildi. Devasa yeni statta maç izlemeye alışmış yeşil beyazlı taraftarlar kendilerine ayrılan daracık bölüme hapsoldu ve deplasmanlarda da farkedilen Bursa taraftarının etkisi, Altaylılar’ın çoşkusu karşısında eriyip gitti.
Altaylı taraftarlar yıllar önce siyah beyazlıların Süper Lig’den düştüğü sezonda yaşanan karışık işlere gönderme yaparak, o günleri yaşamayan sahadaki kadroya hatırlatma yaparak maça başladılar.
Ancak maçın ilerleyen bölümlerinde tribünlerce masum gibi görünen küfürlerin tezahüratlara eklenmesi Altay adına endişe verici bir gelişmeydi. Büyük Altay taraftarının kulübün büyüklüğüne ve aristokrat geçmişine yakışır bir şekilde tezahürat etmesi gerekiyor. Böylesine güzel bir ortamı yakalamışken, bir anlık “baldan tatlı” öfke uğruna, boşu boşuna hem külüp kasasından para çıkmasının, hem de seyircisiz ya da saha kapama cezası almanın anlamı yok. Son yıllarda takım üzerindeki etkisini giderek arttıran Altay taraftarının bu konuda da otokontrol sağlaması gerekiyor.
Tribünler Büyük Altay adına nefisti. Biz de maç izlediğimizin farkına vardık. Menemen esnafı da devre arasında görüştüğümüz Onursal Başkan Tahir Şahin de Altay’ı ağırlamaktan mutluydu.
Saha içine gelince;
Sait Hoca, Diarra, Latovlevici, Musa, Emirhan, Özer, Kubilay gibi lig üzeri oyuncuların yer aldığı rakip karşısında maça akıllı ve temkinli başladı. Ancak Altay bir o kadar da istekliydi. Tatos’un kullandığı korner, kral Marco’nun kalabalık arasından nefis bitirişiyle daha 10. dakikada Bursaspor’a ilk şoku yaşattı.

Daha sonra sahneye Kappel çıktı. Uçan Hollandalı, o pozisyonda Dünya Atletizm Şampiyonası’nda 10 bin metre koşan “tavşan atlet” gibiydi. Bir anda arayı açtı. Latovlevici’yi çaresiz bırakan müthiş toplu deparıyla ünlü rakibine nal toplatırken, sakin ve akıllıca Tatos’un önüne bıraktı. Usta Yunan da bu ikramı geri çevirmedi.
Bursaspor ilk yarım saatte çökerken, Altay geriye yaslanmayı yeğleyince maçın görünümü değişti. İşte burada taraftarın ve stadın önemi ortaya çıktı. Yoksa maç Atatürk’te oynansa Bursaspor kaliteli kadrosuyla İzmir’den puanı uçurur ve zirvede ufaktan Akhisarsporla baş başa kalmaya başlardı.
Sait Karafırtınalar (vardır bir bildiği) sıkışan oyunu açmayı sağlayacak hamleleri bir türlü yapmadı ya da yapamadı. İlk oyuncu değişikliğinin 64. dakikada (Deniz Vural-Yılmaz Özeren) gelmesi oyundaki Bursa baskısını kırma adına manidardı.
Neyse ki Emre Koyuncu kritik pozisyonlarda (hatta kendi savunmacısının gollük vuruşlarında bile) kalesini başarıyla korudu. Burada bir parantez daha açmak istiyorum. Altaylılar’ın artık Emre’ye eleştiri ve baskı değil özgüven pompalaması gerek. Zaman zaman hatalar yapsa da Emre özünde iyi bir kaleci. Yok olup gidecek bu değeri kazanmak için ısrar eden Sait Hoca’nın bu düşüncesine katılımcı olmak gerek.
Oyundaki sıkışıklık demişken; Altay’ın orta sahası deneyimli ve ağır oyuncularından kurulu. Çok iyi top yapıyorlar ve gerektiği anlarda da iyi top sakliyorlar. (Örnek: sol köşede 5 dakikalık uzatmanın eriyip gitmesi) Ne var ki, deyim yerindeyse, generallerin arasında mücadele edecek genç neferlere ve bunların iki kişilik koşmasına gereksinim var. Bir de Kappel’in daha ilerde ve topsuz koşular ve alan boşaltmalarla kendisine yaratılacak koridorlarda topla buluşmaya… Bu sağlanırsa giderek form tutmaya başlayan Marco ile kenardan gelecek Özgür gibi yeteneklerle, usta orta saha ile Altay bir gol makinasına dönüşür ve her türlü engellemelere karşın, çatır çatır, çok özlediği Süper Lig’i kucaklar.
Özetlersek; Altay hem maddi (puantaj) hem de manevi açıdan çok önemli bir sınavı geçerek, “Bu yarışta ben de varım” dedi. Saha konusunun önemi bir kat daha ortaya çıktı. Altay Alsancak Stadı’nın bir an önce bitirilmesini sağlayacak, yaşanan tıkanıklığının giderilmesi için merkez-yerel yönetim işbirliğinin kurulmasının ya da başka kentsel dinamiklerin gerekliliği de.
Her şeye karşın Büyük Altay, Menemen’de yakaladığı bu güzel ve güçlü atmosferle, tıpkı Göztepe’nin Doğanlar’da yaptığı gibi büyük özlemini dindirebilir.  Tabi Mustafa Öğretmenoğlu gibi yetkin hakemlerin idaresi de şart. Geçen yıl çok çektik. Bu yıl da başladı. Altay’ın artık canı yanmasın.
Dün akşam bazı sinyaller aldık. Görüşümüz, umudumuz, beklentimiz bu yönde.
Altay Menemen’de koşar.
Nereye mi?
Tabii ki Süper Lig’e…
Tahir Şahin’e ve Menemen’e teşekkürlerimizle…

Banner Content
Tags: , , , , , , ,

Related Article