2019/11/22 at 11:32 AM
Banner Top

Göz Göz’e kupa yakışır

(SUAVİ YARDIMOĞLU YAZDI)

Çocukluktan yavaş yavaş gençliğe atlamaya başladığımız yıllardı. Emektar Alsancak’ta Efsane Göztepe’nin zaferlerini o tazecik beyinlerde bir gençlik sarhoşluğu olarak yaşardık.
Futbolun delikanlı oyunu olduğu yıllardı.Para değil, renk aşkı, aidiyet duygusu, arkadaşlık, idealler, ağızdan çıkan tek söz konuşurdu futbol sahalarında.
İşte o yıllarda 1966-67 sezonunda bir final oynandı. 2-2 eşitlik bir türlü bozulmayınca kura atışı belirledi şampiyonu. Finalin tarafları gençlerin tarih sayfalarından öğrendiği, bizim kuşağın iyi bildiği üzere Altay ve Göztepe’ydi. Kura atışını Altay kazandı. 1963 -64 sezonunda kupayı finalde Galatasaray’a kaptıran Altay muradına ererken, kupa ilk kez Anadolu’ya İzmir’e geliyordu. Zaten Anadolu’da kalması garantiydi. Çünkü finalin diğer tarafı İzmir’in sarı kırmızılı armadasıydı. Altay bir sezon sonra kupayı Fenerbahçe’ye kaptırırken, Göztepe; “Durun bakalım burası İzmir! Öyle yağma yok” diyor ve hem 1968-69, hem de 1969-70 sezonlarında arka arkaya Türkiye Kupası’nı müzesine taşıyor, o da yetmiyor, 1969 Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı 2-0’la Galatasaray’a kaptırdıktan bir yıl sonra 1970 Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı sadece müzesine değil, sarı kırmızılı gönüllerin tahtına yerleştiriyordu.


Efsane Göztepe ve 68 kuşağı kendi köşesine çekilirken, Altay’ın çıktığı ve hiç kazanamadığı 71-72 Ankaragücü, 78-79 Fenerbahçe, 79-80 Galatasaray ve 85-86 Bursaspor finallerinin dışında bir daha adı anılmadı kupa finallerinde İzmir’in…
İzmir’in yıldızlar kuşağının sürüklediği bu sürecin ardından Kocaelispor, Gençlerbirliği, Kayseri Erciyesspor, Kayserispor, İstanbul Büyükşehir, Eskişehirspor Bursaspor ve kupayı kazanan Konyaspor’u final sahnesinde gördük. Akhisar’ın geçen sezon kupaya giden çetin yoldaki başarısını ve kupayı havaya kaldırışını alkışladık İzmir olarak. Ama hep iç geçirerek uzaktan baktık.
İzmir’in Süper Lig’deki tek temsilcisi olma misyonunu başarıyla yürüten Göz Göz’ün yeni bir vizyon daha üstlenmesi gerekmiyor mu?
O da sadece Göz Göz’ün değil, yıllardır “efsanelerle” avunan ama İzmir Futbolu’nda bir kaç başarı dışında taş üzerine taş koyamayan kentin ödevi değil mi?
Bunları Göztepe’nin Antalya serisinin zafer sarhoşluğuyla değil, gerçekçi kriterler ışığında düşünmek gerek.
Birincisi, geçen yıl Akhisarspor’un başardığı işi, bu yıl Göztepe’nin başarmaması için ortada hiç bir sebep yok.
Az ama öz, nokta transferlerle gücüne güç katan Kemal Hoca’nın takıma yeniden kazandırdığı isimlerle, Göztepe geçen yıl ki Akhisarspor’dan görece güç dengesi ve kadro olarak hiç de aşağı değil.
Kalesinde Beto gibi bir istikrar abidesi, Göktuğ ve Eren gibi, iki aslan yedeği var.
Serdar Gürler’in takıma katılışı, Deniz Kadah’ın golle dönüşü savunmaya yapılan (ya da yapılacak) genç ve kuvvetli takviyeler, Göztepe’nin elini giderek güçlendirdi. İki cephede savaşacak kadro derinliği yarattı.
İkincisi Kemal Özdeş… Kemal Hoca şanlı mazisinde iki Türkiye, bir Cumhurbaşkanlığı, bir Avrupa yarıfinali gururunu taşıyan Göztepe’ye yeni bir kupa armağan etmeyi çok istiyor. Bu konudaki isteğini bizlerle açık yüreklilikle paylaştı. Antalya deplasmanında rakibin de durumuna baktığını ve durumu değerlendirdikten sonra İzmir’de daha farklı olacağını vurguladı. Nitekim Bornova’da hem oyun üstünlüğü, istek, arzu, hem de skor olarak sözünü de tuttu.
Devre başı söyleşisinde elde kalan futbolcuları sokağa atamayacağını, onlardan da yararlanmak için gelişim sağlayacağını ifade etti. Ghilas hemen sakatlanarak bu beklentinin dışında kalsa da kumaşı tartışılmayacak Gouffran müthiş bir gelişim içinde olduğunu kanıtladı. Castro formunun ve klasının üzerine oyun liderliğini de eklemiş görünüyor. Alpaslan ve Serdar gibi iki güçlü orta sahanın eşliğinde Göztepe bu alanda sorunlarının büyük bir bölümünü çözümlemiş görünüyor.


Bir başka önemli ayrıntı; Kemal Hoca golcü transferine gerek olmadığına hükmederken, bu savının altını da golün sadece santrfor ürünü olmaması gerektiği gerçeğiyle doldurdu.
Bu konudaki saptamamız Kemal Hoca’ya aynı. Özdeş bu takıma gelmeden önce de vurguladım. Gerome yeterince beslenemediği için Göztepe az gol atıyor. Bu Gerome’un yetersizliğinden kaynaklanmıyor. Nitekim kupa maçında gollerin altındaki imzalar bu oyun stilinin yeni müjdecisi olarak karşımıza çıkarken, gol konusunda da Göztepe’de kollektif bir çalışma göreceğimizin sinyallerini aldık.
Gelelim rakiplere; Galatasaray’ın Bolu erteleme maçı dışında ilk sekiz şekilleniyor. Galatasaray karşısında da Göztepe’nin nasıl bir görüntü ortaya koyacağını, İstanbul’un sarı kırmızılılarının transferde nasıl bir başarı sağlayacağını bir kaç gün için de göreceğiz.
Zorlu ama, çift maçlı sistem ve Göztepe’nin taraftar etmeni göz önüne alındığında ortada aşılamayacak karlı dağlar olmadığı inancındayız.
Çeyrek final geçildikten sonra da Göztepe için ok yaydan çıkar.
O zaman kolları sıvama zamanı. Göztepe’yi çok daha kısa ve kolay yoldan Avrupa’ya taşıyacak, yeniden “efsane” ruhunu canlandıracak, kent futboluna yeni bir sayfa açacak bir hedef için çalışmak gerek. Haydi o zaman.
“Göz Göz’e kupa yakışır”

Banner Content